Ben Arzu’yum… İsmim gibi yaptığım ve hayatımda olan herşeyde arzu ve tutku olmalı.. Beni motive eden, yaratıcılığımı ve sınırlarımı zorlayan bir şey daha var; merak ve bitmeyen bir öğrenme isteği… Olmaz yok benim için, yeterince istenmemiş veya üzerinde durulmamış şeyler var… Haa evet kadere inanırım, büyük bir kurgu olduğuna.. Bir önceki cümleyle çelişiyor gibi görünse de değil aslında.. Biraz de
rin mevzu, belki bir gün, bir kahve yudumlarken sohbet sırasında uzuuuun konuşmak gerekir…
1971’in 4 Eylül’ünde doğduğumdan beri bir gezgin olarak Ankara’da yaşıyordum. Şimdilerde yaklaşık 1,5 yıldır, sıkça gelip gittiğim anı ve dostluklarımın oluştuğu ama daha önemlisi kalbimin sahibini bulduğum İstanbul’dayım. Biraz iş, biraz keyif için çok yer gördüm diyebilirim. Her gördüğüm yerde, her soluduğum havada bir bakış, bir insan, bir fark ve benzerlik gördüm.
14 yıldır yoga yapıyorum. Profesyonel hayat devam ederken keşfetmek zorunda kaldığım, stres ve gergin iş yaşamı sayesinde bulduğum yoga, o günden beri, hayatımın bir parçası oldu. Bir tek 2013 yılında geçirdiğim ameliyat ve sonrasındaki tedavi esnasında zorunlu ara vermek gerekse de, yoga sınıfında arkadaşlarımın enerjileriyle sadece tek bir yatay duruşta kalarak devam ettim. O dönemi çoğunluğun aksine bu kadar huzurla geçmemi etrafımda oluşan kocaman sevgi çemberine ve yogaya borçluyum. Profesyonel hayatta satışla başlayan kariyerim, bu alanda yöneticilikle devam etti. Sonra heyecanlı bir girişimcilikle insan kaynakları ve eğitim alanında hizmet veren bir şirketin doğumuna şahit oldum. Çok insanla çalışınca ve hergün görülen aynı insanlar olmayınca, çok insan tanıdım. Ekonomi okumuş olmama rağmen sosyoloji ve psikolojiye merak saldım bu sebeple. Ama sonradan yine öğrenciliğe heves edince, marka iletişimini iki yılda, bir çok koşturma arasında bitirdim farkında olmadan. Hatta son sınıfın son sınavları esnasında yoga terapi eğitiminden çıkıp sınava, sınavdan çıkıp eğitime geldiğim nefes kesici günler oldu. Bir de rahat uyku satıcısı olarak ticarete bulaştım :) Bu iki işim de devam ediyor. Hep denize hasret oldum başkent insanı olarak.. O sebepledir 2005’te denizin altındaki dünyayı da keşfetmek istemem. Türkiye denizlerindeki canlı çeşitliliği azlığını farketmeden önce, en tecrübesiz halimle Kızıldeniz’in rengarek dünyasına daldım. Kıdemli bir yıldız olarak devam ediyorum dalış hayatıma :) Denizle bağ kurma bahanem bununla kalmadı, amatör kaptan ve telsiz operatörü olup yelkene de bulaştım. Motor sesi olmadan dalgalar ile yol almanın keyfini anlatmak çok zor burada.. Ehliyetim eski olmasına rağmen çok deneyimli olamadım yelkende, en uzun seyrim 5 gün olabildi… İstanbul’da denize yakın olmak çok şahane…
Sanat ve el becerisine gelince, seramik yaptım… Toprak grubu bir burca sahip olarak kil ile bu kadar yakın olmak nefis bir histi.. Annemin resim yeteneği bana geçtiği için şanslıyım… Bunu ebru yaparken bana sınır koymanın anlamsızlığını farkeden hocam sayesinde, klasik ebrunun dışına çıkarak deneyimledim. Renkler ve kontrol dışı yaratıcılık nasıl zevk veren bir uğraş anlatamam.. Anları hafızanın dışına taşıyıp paylaşmanın heyecanlı bir yolu olan fotoğraf da çok öncelikli benim için… Telefon hafızam sürekli dolu:) Evet makine ile daha kaliteli oluyor ama her an yanımda olan telefonum daha itaatkar.. Ellerimle üretmek her zaman heyecanlandırdı beni. Biraz yavaşlamanın zararı olmadığını anlayınca renkler ve yoga birleşti mala ve yoga konseptli takılarda can buldu…