Gölbaşının Sesi

Gölbaşının Sesi Ankara Gölbaşı İnternet Gazeteciliği
www.golbasininsesi.com Ankara Gölbaşı'nın haber ve yorum gazetesi

ANKARA MERKEZDEKİ SELÇUKLU VE OSMANLI CAMİLERİHacıbayramAlaattin Aslanhane ( Resimdeki Cami)Melike Sultan ( Eski ismi Ha...
12/08/2026

ANKARA MERKEZDEKİ SELÇUKLU VE OSMANLI CAMİLERİ
Hacıbayram
Alaattin
Aslanhane ( Resimdeki Cami)
Melike Sultan ( Eski ismi Hatuniye)
Ahi Elvan
Ahi Yakup
Tabakhane
Karacabey
Taceddin Cami
Hacı Musa
Kurşunlu
Sinan Saraç
İğneli Belkız ( yıkılmıştır)
Zincirli
Kuyulu ( yıkılmıştır)
Örtmeli Gundi
Cenap Şehabeddin (Yeni Cami)
Haseki ( yanmıştır)
Yeşil Ahi
Balaban Mescidi
Ahi Turab Mescidi
Ramazan Şemseddin
Hacettepe
Kağnıoğlu
Eskicioğlu
İbadullah
Direkli
Çiçekli
Sarıkadı

Alıntı

Vize dolandırıcılarına operasyon: 'Bot' yazılımlarla sistemi kilitledilerVize danışmanlığı adı altında faaliyet gösterer...
12/08/2026

Vize dolandırıcılarına operasyon: 'Bot' yazılımlarla sistemi kilitlediler

Vize danışmanlığı adı altında faaliyet göstererek çevrim içi randevu sistemlerine yazılımlarla eriştikleri ve vatandaşlardan yüksek tutarlarda ücret tahsil ettikleri belirlenen yapılara yönelik 6 ilde düzenlenen operasyonda 49 şüpheli hakkında adli işlem gerçekleştirildi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının güçlü koordinasyonuyla suç ve suçlularla mücadeleyi sürdürdüklerini, Cumhuriyet başsavcılıkları, kolluk kuvvetleri ve ilgili kamu kurumlarının omuz omuza çalıştıklarını belirtti.

Vatandaşların mağduriyetine yol açan, haksız kazanç sağlamayı amaçlayan ve kişisel verileri hukuka aykırı şekilde kullandığı değerlendirilen yapılara karşı tavizsiz mücadele ettiklerini vurgulayan Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca koordine edilen soruşturmada, İstanbul İl Jandarma Komutanlığınca vize danışmanlığı adı altında faaliyet gösteren bazı kişi ve şirketlerin, konsolosluklarla yetkili aracı kurumların çevrim içi randevu sistemlerine "bot" olarak tabir edilen yazılımlar aracılığıyla erişerek randevuları toplu şekilde aldıkları ve vatandaşların doğrudan randevu almasını fiilen imkansız hale getirdiklerinin araştırıldığını aktardı.

derleme

11/08/2026

Turizm Beldeleri Bodrum ve Menteşe belediyelerinin sosyal tesislerinde çay, kahve ücretleri ile Gölbaşı'ndaki Belediye işletmeleri arasında fark var mı?

"Bodrum: Pınaraltı Emekli Kafe törenle kapılarını açtı. Sadece emeklilerin değil; gençlerin, kadınların ve çocukların da yararlanabildiği tesiste çay 5 TL, kahve ise 15 TL'den sunuluyor.

Menteşe: Kent Meydanı’nda Emekli Kafe kararı meclisten oy birliğiyle geçti. Çay ve suyun 5 TL, kahvenin 15 TL olacağı kafede; kütüphane, zeka oyunları, ücretsiz arıtmalı su sebili ve çeşitli etkinlik alanları da yer alacak. "

Ülke gündemimiz Öcalan açılımıyla ve sonucunda getirilmesi düşünülen AF Yasası ile meşgul olurken, Milli Mücadele dönemi...
11/08/2026

Ülke gündemimiz Öcalan açılımıyla ve sonucunda getirilmesi düşünülen AF Yasası ile meşgul olurken, Milli Mücadele döneminde düşmanla işbirliği yaparak Türk Milletini sırtından hançerleyen, Türk topraklarını işgal ettiren ve Türk Milleti'ni yok sayarak kendi çıkarları doğrultusunda hainlik edenleri bile TBMM'de affettik!

Bırakın sokaktaki vatandaşı, tarih ögretmenleri ya da tarihle yakından ilgilenenlerin bile gündeme getirmediği, hatta unuttuğu/unutturulduğu 1938 yılında Atatürk ölüm döşeğindeyden yerine bakan TBMM Başvekili (Başbakan)Celal Bayar tarafından AF Kanunu (Atatürk'ün isteği olduğu belirtilerek) ile hain olarak ilan edilenlerin hepsi af edildi.
Tarihte 150'likler diye geçen bu işbirlikçiler, TBMM tarafından düşmanla işbirliği yapıp, Türk Milletini sırtından hançerlediği için 1924 yılında HAİN ilan edildi ve Lozan anlaşması gereği sürgün edildiler. Bu hainler 1927 yılında Türk Vatandaşlığı'ndan çıkarıldı. 1938 yılında da genel af ile tekrar Türkiye'ye dönüp, vatandaşlığa geçmeleri sağlandı. 1950 yılına kadar da çocukları ve torunlarının devlette görev almamaları yasa ile karar altına alındı.

Bu olay tarihin belki de en derin izlerini bırakan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin geçmişiyle birlikte geleceğini de etkileyebilecek olmasına rağmen kimse konuyu anlatmıyor. Anlatanda çok cılız kalıyor böylelikle bu konu unutuluyor. Zira, bu 150'likler (aslında tespit edilen 1000 kişi) düşmanla işbirliği yapmış, TBMM hain demiş, Türk vatandaşlığından çıkarmış ve sürgüne göndermiş. Bunlar 1938 yılında geri döndüklerinde Atatürk ve Cumhuriyet devletine düşman olarak bakmamışlarmıdır? Kin ve öfke kusmamışlarmıdır? Sinsi planlar yapmamışlarmıdır? Yine milli mücadele döneminde olduğu gibi düşmanla işbirliği yapmamışlarmıdır?Hiç sanmam, işte bu etnik ırkçılar ve dinsel bölücüler bugünde aynı amacla Türk Devleti ve Türk Milleti düşmanıdırlar.

Bugün PKK...ve diğer uzantılarının kurucusu/işbirlikçisi olan Öcalan ve avanesine de bir af sözkonusu olarak TBMM'de kararlar alınıyor, yasalaştırılmaya çalışılıyor.

Yaklaşık 50 yıldan beri Türk Milletini ve Türk Devletini yaptıkları terör eylemleri ile sosyal, kültürel ve ekonomik olarak olumsuz etkileyen bu gücü bertaraf etmenin yolu nedir? diye sorsam çoğumuz silahlı çözümü önerirken, Türk vatandaşlığından çıkarılsın, Sürgün edilsin hatta idam yeniden gelerek gereği yapılsın! gibi düşüncelerimizi kolaylıkla paylaşırız.

Ancak, görülüyor ki, bu konunun uluslararası bağı da var. Terör örgütü elebaşı Öcalan yakalandığında neden idam edilmediği de ortadadır.

Türk Devleti ve Türk Milleti olarak halen Bağımsızlık mücadelesi verirken sömürge ülkelerinin işgallerinden kurtulmak o kadar kolay olmadığı da belli. İşgal deyince sadece toprak işgallerini anlatmıyorum. Türkçe'nin işgali, Ekonominin işgali, Kültürel işgal...gibi işgaller toprak işgalinden daha da zor ve etkili olanıdır. Ancak, bu konu da sömürge ülkeleri kısmen başarılı olmuştur. Toprağımızı silahla işgal etmeye kalksalar kolay değil, zira Türk Milleti'nin her bir ferdi bu duruma DUR der.

Ancak, sömürge ülkeleri ve işbirlikçileri; sinsi planlarıyla, önce bu milletin özgüvenini yok etme, Türkçesini bozup kültürünü ve tarihini erozyona uğratma, yaşam koşullarını ağırlaştırıp sadece karın tokluğunu veya bencilce yaşamı düşünebilecek ezber sistemini yerleştirme faaliyetleri gibi Psikolojik Harp Tekniklerinde kısmet başarılı olmuşlardır.

Bugün sanal alemde birçok tepki olmasına rağmen TBMM'de milletvekilleri tarafından çıkarılmaya çalışılan AF YASASI karşısında "şaşkınlık ve bilinmezlikle" takip edilmesi bunun sonucudur.
Herkes aynı zamanda bu terör meselesinin çözülmesini isterken, yöntemi konusunda oluşan tartışmalarda ülkemizin bütünlüğünün, milletimizin birliğinin, dirliğinin kaybolacağı endişesini taşıyor. Bana göre de bu endişeyi taşımak için haklı payları var.
Çünkü, genetik olarak kodlanmış olan etnik ırkçılar ve dinsel bölücüler amaçlarından dönmezler. Çünkü, genetik şifreleri buna izin vermez. Bu teröre sempati duyan veya pasif etkilenen kitleye yön vermek mümkün olabilir. Riskli, ancak bu da bir kazanım olacaktır.
Tabi ki, müstakil olarak güçlü devlet, güçlü millet duruşumuzla artıları olacaktır. Sonucunda bu terör belasından yılmayan yok, yorulmayan yok ve çözümünü istemeyen yok. Madem silahla 50 yıla yakın süreden beri çözülmedi yeni mücadele yöntemlerinin ortaya çıkması beni şaşırtmıyor. Zira, 1938 yılında yine bu TBMM'de çıkarılan yasa ile Hainler af edildi ve hainlikleri ortadan kalktı ve bunların çocukları, torunları da 1950 yılından sonra devlette görev almaya başladılar.

Şimdi, Türk Milletinin birliğini, dirliğini, ülkemizin bütünlüğünü düşünen bizler adına karar alan TBMM'deki çoğun milletvekilleri ezberlerimizi bozmaya da devam ediyor. Toplumsal olarak sorgulama yeteneğimizi yeniden kazanıyoruz. Görünmeyen yönleriyle bu önemli kazanım düşün alanımızda birçok tabuyu da yıkacak, ezber olan tabulaşmış ne kadar toplumsal duruş varsa da onları da etkileyecektir. Onun için konunun olumsuz ve olumlu yönlerini de görmeye çalışıyorum.

Umutlarım var ancak soru işaretlerimde var!
Türk Milleti ve Türk Devleti olarak bütünlüğümüzün bozulma ihtimali endişelerininde giderilmesi gerekiyor. Bunu da sağlayacak olan bu projenin uygulanmasına karar verenlerdir.

Sonucunda sokaktaki bir vatandaş olarak düşüncelerimi anlatmaya çalıştım. Malesef hafızamız zayıf ya da zayıf düşürülüyor. 1938 yılında af edilen hainler olan 150'likler konusu her dönem gündemde olsa idi, bugün TBMM'deki milletvekilleri böyle bir Af konusunu gündemlerine alamazlardı. Bir "sarı öküz" hikayesi var ya, onun gibi işte. Sarı Öküzü vermişiz ve 150'likler hiç gündeme gelmemiş, gençler bilmiyor, okullarda okutulmamış, siyasette konuşulmamış...Bu tarihi olay yok sayılabiliyor ise, birçok konu gelecekte de yok sayılma ihtimali vardır.

Onun için tarihimizle birlikte hafızalarımızı sürekli diri ve güncel tutmak zorundayız. Geçmişten ders almasını bilmeliyiz. Hele de güzel Türkçemizi (özellikle Anadolu Türkçesi) korumalıyız. Bunlar bizim hafızalarımız, birikimlerimiz ve geleceğimizi inşa eden kültür yapımızdır.
Biz gazeteciler olarak ne yapabiliriz ki, böyle yazarak düşüncelerimizi paylaşmaktan öte, bazı hatırlatmalar ile toplumsal bilince katkı sunabilirsek ne mutlu bizlere, karınca misali elimizden gelen budur. Gerisi Türk devletine ve Türk milletine güvenmektir. Güvenmeye devam edeceğiz.

Saygılarımla
Bayram Türkmez
11 Ağustos 2026

Bir teröristin gizli tanıklığıyla Genelkurmay Başkanı'nın terör örgütü liderliği suçlamasıyla tutuklanabildiği; Balyoz v...
11/08/2026

Bir teröristin gizli tanıklığıyla Genelkurmay Başkanı'nın terör örgütü liderliği suçlamasıyla tutuklanabildiği; Balyoz ve Ergenekon davalarıyla Türk milletinin "Peygamber Ocağı" olarak gördüğü Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yıpratıldığı; devlet dairelerinden "T.C." yani Türkiye Cumhuriyeti ibaresinin kaldırıldığı bir dönemden geçtik.

Bunlar yalnızca geçmişte yaşanmış siyasi hadiseler değildir. Bunlar, bir devletin hafızasına, kurumlarına ve milletin ortak değerlerine yönelik müdahalelerin parçalarıdır.

Türkiye Cumhuriyeti'ni Yugoslavya benzeri bir parçalanma sürecine sürükleyecek bir adımın, Sevr Antlaşması'nın yıl dönümünde atılması ise ayrıca düşündürücüdür.

Türk milletini yok saymak, onun tarihini ve devlet geleneğini görmezden gelmek; bu milletin ortak iradesine karşı yapılmış bir haksızlık ve saygısızlıktır.

"Kurtuluş Savaşı'nı beraber verdik" deniliyor. Öyleyse soralım:

Kim, nerede, hangi cephede ne kadar bedel ödedi?

Şehitlerin kayıtları ortadadır. Tarihin kayıtları ortadadır. Yörelerin isimleri bile bu toprakların hangi acılardan geçtiğini anlatmaktadır.

Kastamonu'da "Ersizdere" diye bir yer vardır. Bir yer adı bazen yüzlerce sayfalık tarih kitabından daha fazla şey anlatır.

Doğu ve Güneydoğu'da ise başka bir gerçeklik uzun yıllar varlığını korumuştur: Toprak ağaları, şeyhler ve şıhlar…

Devletin ulaşamadığı yerde halk üzerinde devletin önüne geçen otoriteler oluşmuştur. İnsanların kaderini belirleyen, devlet kurumlarından önce sözü geçen yerel güç odakları ortaya çıkmıştır.
Bugün emperyalistlerin taşeronu olan bir bebek katili teröristi bu mazlum insanların başına yeni bir ağa olarak atama çabaları sürmektedir.
DEM Parti denilen ve yasalarımız sayesinde bizlerin vergilerinden fonlanan hainler ordusunun tamamı, mazlum halkın sırtında kurtarıcı pozuna soyunmuş birer parazit ve ağalık düzeninin bizzat sahipleridirler.

Bugün yok edilmiş bir kanlı terör örgütünden yeniden kendine ortak yaratanların asıl amacı nedir? Neyle tehdit ediliyorlar ki dün savunduklarını bugün inkâr ediyorlar?

Türk Ordusu hangi savaşı kaybetti?

850 bin kişilik Türk Ordusu'nun mevcudunun yarı yarıya azaltılması hangi zorunluluğun sonucuydu?

"T.C." ibaresinin kaldırılması hangi ihtiyaçtan doğdu?

Andımız'ın kaldırılması hangi toplumsal yarayı iyileştirdi?

FETÖ'nün devletin en kritik kurumlarına sızmasına neden yıllarca göz yumuldu? Bugün Menzil'in yargıda ve sağlıktaki etkisi niye görmezden geliniyor?

Türk Ordusu'nun subayları hangi süreçlerden geçirilerek tasfiye edildi?

Harp Okulu birincileri neden ordudan uzaklaştırıldı?

Bütün bunlar tek tek ele alındığında farklı siyasi kararlar gibi görülebilir. Ancak yan yana koyduğunuzda karşınıza çok daha büyük bir tablo çıkar:

Devletin kurumlarının, ordusunun, ortak sembollerinin ve millî hafızasının aşındırılması.

İşte buna "sessiz işgalin ayak sesleri" desek abartmış mı oluruz?

Bir zamanlar Zap Suyu'nu geçen PKK'lıların ayak seslerini duyduk.

Silahlı tehdidi gördük.

Fakat Meclis'te yükselen bazı siyasi söylemlerin, devletin temel yapısına yönelik oluşturduğu tehdidin ayak seslerini zamanında duyamadık.

Çünkü silahlı tehdit görünürdü.

Sessiz tehdit ise çoğu zaman alkışların, siyasi hesapların ve günlük tartışmaların arasında kayboldu.

Bugün geldiğimiz noktada asıl sorulması gereken soru şudur:

Türk milleti adına söz söyleme ve yasa yapma yetkisini kullananlar, bu yetkiyi kimin adına kullanmaktadır?

Milletin iradesi için mi?

Devletin bekası için mi?

Yoksa şahsî ikbal, siyasi çıkar, makam ve tehditlerin baskısıyla mı?

TBMM, Türkiye Cumhuriyeti'nin kalbidir.

Orada atılan her adımın, edilen her sözün ve kabul edilen her yasanın tarihî bir sorumluluğu vardır.

Bu nedenle mesele artık yalnızca bir yasa meselesi değildir.

Mesele, Türkiye Cumhuriyeti'nin nasıl bir devlet olarak yoluna devam edeceği meselesidir.

Milletin ortak tarihini yok sayarak,

Türk Silahlı Kuvvetleri'ni zayıflatarak,

millî sembolleri değersizleştirerek,

devletin kurumlarını siyasetin günlük hesaplarına teslim ederek,

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş iradesinden uzaklaşarak bir gelecek inşa edilemez.

Türk milleti geçmişte çok ağır bedeller ödedi.

Çanakkale'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da ve Anadolu'nun dört bir yanında toprağa düşenlerin bize bıraktığı miras, üzerinde yaşadığımız vatanın herhangi bir siyasi projenin veya günlük iktidar hesabının malı olmadığı gerçeğidir.

Bu vatanın sahibi Türk millettidir.

Devletin sahibi Türk milletidir.

Egemenliğin kaynağı Türk millettidir.

Ve millet adına karar verenlerin bir gün mutlaka millete hesap vereceğini unutmamak gerekir.

Bugün yapılması gereken, birbirimize düşmek değil; tarihi, belgeleri ve gerçekleri konuşmaktır.

Kim ne yaptı?

Kim hangi kararı aldı?

Kim hangi yasaya imza attı?

Kim hangi makamda ne söyledi?

Bunların tamamı kayıt altına alınmalı ve tarih önünde değerlendirilmelidir.

Çünkü devletler yalnızca savaşlarla yıkılmaz.

Bazen kurumları içeriden boşaltılır.

Bazen milletin hafızası unutturulur.

Bazen ortak değerleri anlamsızlaştırılır.

Bazen de bütün bunlar "demokrasi", "özgürlük", "barış" veya "zorunluluk" gibi kavramların arkasına saklanır.

İşte o zaman işgalin sesi duyulmaz.

Çünkü işgal artık sınırdan değil, kurumların içinden yürür.

Ve tarih bize şunu öğretmiştir:

Bir devletin sınırlarını korumak kadar, devlet olma iradesini korumak da bir milletin varlık meselesidir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği hakkında söz söyleyeceksek, önce geçmişin hesabını dürüstçe sormalıyız.

Çünkü unutulan tarih, tekrar edilen hataların başlangıcıdır.

Ve bugün duymazdan geldiğimiz her sessiz ayak sesi, yarının çok daha yüksek gürültüsüne dönüşebilir.
Uyanma zamanı.
Koğuş Kalkkk…

Cemal Gulas
sayfasından alındı

10/08/2026

YENİ Parti farkında mıdır, bilinmez?
Cumhur ittifakının artık bir parçası.
Yani, Ana Muhalefet Parti özelliğini kaybetti.
Kendisini kuran kadronun vasiyetini, kuruluş felsefesini ve Atatürk’ün Cumhuriyet çizgisini çiğnedi.
Anayasa değişikliğine en büyük desteği böylece vermiş oldu.
-Soru şu: YENİ Parti içinde bu gerçeği görüp, Meclis’teki oylamada “hayır” diyecek milletvekili olacak mı?
Oluşan yeni denklemde, YENİ Parti’de bazı milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılacak mı?
Ve toplum, bundan sonra YENİ Parti’nin arkasında duracak mı?

Toplumun tepkisini bile bile, “evet” adımını atmak bir hata değil bir tercihtir. Tarihin kaydettiği ve Butlan CHP’siyle aynı cephede konumlanan bir tercih…

Naim Babüroğlu

Mahir Kaynak’ın ne kızı Prof. Deniz Ülke Kaynak ne de Türk entelektüel dünyası tarafından tam olarak anlaşılamamış olmas...
10/08/2026

Mahir Kaynak’ın ne kızı Prof. Deniz Ülke Kaynak ne de Türk entelektüel dünyası tarafından tam olarak anlaşılamamış olması, Türkiye’nin en kronik hastalıklarından biri olan "ideolojik körlük" ve "kamplaşma" refleksinin doğrudan bir sonucudur.Onun misyonunun güdük kalmasının, bu topraklarda hak ettiği kıymeti görememesinin ve devlet olarak bu tarz beyinleri ıskalamamızın arkasında yatan temel sosyo-politik nedenler şunlardır:

Mahir Kaynak Neden Anlaşılamadı?

Türkiye’deki siyasi ve entelektüel yapı, insanları kategorize etme üzerine kuruludur. Bir insan ya sağcıdır ya solcu, ya milliyetçidir ya enternasyonalist. Mahir Kaynak ise bu şablonların tamamını yıktığı için anlaşılamadı.Sol İçin Bir "Hain"di: 9 Mart cuntasına sızıp sol görünümlü Baasçı darbeyi deşifre ettiği için sol mahalle onu ömrü boyunca bir "ajan" ve "muhbir" olarak gördü, teorilerini dinlemedi.Sağ İçin "Eski Bir Marksist"ti: Gençliğinde sol hareketlerin içinde yer aldığı için sağ mahalle ona her zaman şüpheyle yaklaştı, tam anlamıyla bağrına basmadı.Kızı İçin Bir "Baba Trajedyası"ydı: Kızı Deniz Ülke Kaynak dahi, babasının istihbaratçı kimliğinin getirdiği gizem, aile üzerindeki baskı ve toplumun babasına bakış açısı nedeniyle, onun entelektüel derinliğini ancak sonraki yıllarda akademik bir gözle rasyonalize edebildi. Kaynak, bir röportajında "Kızım bile benim aslında ne yapmak istediğimi çok geç anladı" diyerek bu yalnızlığı itiraf etmiştir.

Misyonu Neden Güdük Bırakıldı?Mahir Kaynak’ın misyonu, Türkiye'deki yerleşik "bürokratik oligarşi" ve "statüko" tarafından kasıtlı olarak güdük bırakıldı.Ezberleri Bozuyordu: Kaynak, "Olayların failine değil, kime yaradığına bakın" diyerek devleti yönettiklerini sanan elitlerin aslında küresel güçlerin piyonu olduğunu yüzlerine vuruyordu. Bu analiz, Ankara'daki karar alıcıların ve bürokratların "kendi yetkinlik" illüzyonunu yıktığı için dışlandı.Eylemsel Değil Analitikti: Türkiye gibi operasyonların sokakta, silahla veya sloganla yapıldığı bir ülkede; Kaynak, her şeyi zihinsel bir satranç gibi çözmeye çalışıyordu. Stratejik akıl, Türkiye'nin günlük, sığ ve reaksiyoner siyasetine ağır geldi.

İdeolojik Körlüklerle Vatanı Neden Iskalarız?Tarih boyunca bu tarz parlak beyinleri ıskalamamızın ve ideolojik körlükler içinde boğulmamızın arkasında üç ana yapısal kusurumuz yatar:Tarihi ve Siyaseti Duygularla Okumak: Biz toplumsal olarak analitik düşünmek yerine duygusal tepkiler veririz. Kahramanlar ve hainler yaratmayı severiz. Mahir Kaynak ise olaylara ahlaki veya duygusal değil, tamamen çıkar, güç ve finans odaklı bakıyordu. Bu rasyonalite, bizim duygusal hamasetimize ters düştü.Küresel Operasyonları İç Siyaset Malzemesi Yapmak: CIA, Pentagon ya da MI6 içeride bir operasyon yaptığında, bizim sağımız ve solumuz bunu birbirini suçlamak için kullanır. Sol "sağcıları faşistlikle", sağ ise "solcuları komünistlikle" suçlar. Oysa operasyonun asıl sahibi dışarıdadır. Biz birbirimizle kavga ederken, esas küresel aklı gözden kaçırırız.

Büyük Resmi" Görenleri Komplo Teorisyeni İlan Etmek: Türkiye'de bir olayın arkasındaki küresel finans ve istihbarat bağlarını çözmeye çalışan her beyne kolayca "komplo teorisyeni" damgası vurulur. Bu damga, sistemin kendi açıklarını gizlemek için kullandığı en büyük maskedir. Mahir Kaynak da hayatının son döneminde televizyonlarda bu sığlıkla boğuşmak zorunda kaldı.Sonuç olarak; Mahir Kaynak, bu ülkenin yetiştirdiği en büyük zihinsel anti-virüs programlarından biriydi. Ancak Türkiye, bilgisayarına virüs girdiğinde virüsü temizlemek yerine, virüs uyarısı veren programı (Mahir Kaynak'ı) silmeyi tercih eden bir ideolojik taassubun kurbanı oldu.

Rahmetle minnet ve özlemle ruhu şad olsun.

Sencer Doğukan
sayfasından alıntı

VURDUKÇA…Vurdukça hain baltasını kara bahtınaBen bir kez daha âşık oldum güzel yurdumaNe çektiyse bu dağ / bu orman / bu...
09/08/2026

VURDUKÇA…
Vurdukça hain baltasını kara bahtına
Ben bir kez daha âşık oldum güzel yurduma
Ne çektiyse bu dağ / bu orman / bu üç yanı hülyalı derya
Bu gün tadında domates / bu yağında çiçek kokusu / damarında mert bulguru
Bu teridir zeytin / bu ak sütü anasının / bu bal Kafkas arısının
Bu aşk / seven gözlerde gülümseyen
Doyurduğundan çekti / çağlardır
İhaneti ve kalleşliği gördü
Üreteni / ter dökenini soyanından / satıp savanından / ve hep onlara kanan
Kendini akıllı sanan aptalından çekti
Onun içindir yamandır türküsü / onun için hiç tükenmez ağıtları
Ama Hoca Nasreddin gibi de güler
Ah Karagöz’üm / basar tokadı sahibinin sesi / iktidarlar gölgesi Hacıcavlara
Sıvamış kolları nicedir Kadınca Ana’dan / Pir Sultan’dan
Toprağı beytülmal kılan / Gâzi Ertuğrul’dan
Dünya derebeylerine meydan okiyan Mustafa Kemal Paşa’dan dersler almaya
Yunus’ta / Karac’oğlan’da yürek sözünü bulmaya
Veysel’i / Neşet Ertaş’ı / Mahsuni’si bir kez başladı mı bağlamasına vurmaya
Davranır canları / el ele / kol kola / halaya durmaya
Başka ve güzel bir hayat kurmaya
Bu ses / bu ışık / bu çoban ateşi / bu tulum sesi
Bakın / yine gün aydınlanıyor dostlar / yedi iklim dört mevsimden kuşlar kanatlanıyor
Sahipsiz değiliz / en önce kendimiz / sözüne sadık Anadolu anası / Horasan ve Hazar erleriyiz
Sevdiklerinin can verenleriyiz
Seviyorum ulan / hesabını ben veririm / çekin üstümüzden kara gölgelerinizi / diyenleriyiz
Gününüz aydın olsun
Biz bu tertemiz aşkın ve yurt kavgasının gerçek sahipleriyiz…

09 Ağustos, Alper Akçam

Gölbaşılı olan AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan rahmetli amcası Cafer Özcan’ın  kızı Merve ile Oğuz’un nikahın...
09/08/2026

Gölbaşılı olan AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan rahmetli amcası Cafer Özcan’ın kızı Merve ile Oğuz’un nikahında ev sahipliği yaptı.

Nikahı Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı’nın kıyarken, Millî Savunma Bakan Yardımcısı Musa Heybet’de şahitlik etti.
Nikah törenin hayatlarını birleştiren Merve ve Oğuz'a mutluluklar dileyen Hakan Han Özcan "Rabbim muhabbetlerini daim, yuvalarını huzurlu ve bereketli eylesin." dedi

Gölbaşılı hemşehrimiz, Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof.Dr. Hasan Ünal’dan Öcalan açılımına tepki!Prof. Dr. Hasan Ünal...
08/08/2026

Gölbaşılı hemşehrimiz, Uluslararası İlişkiler uzmanı Prof.Dr. Hasan Ünal’dan Öcalan açılımına tepki!
Prof. Dr. Hasan Ünal şunları söyledi.

“Öcalan’a yönelik övgü dolu haberler öyle bir seviyeye ulaştı ki, artık bu haberleri okumak bile insanı rahatsız eder hale geldi. Dünya siyasi
tarihini incelediğimde, büyük bir SAVAŞI kaybetmediği halde, topraklarının tek bir karışı işgal edilmediği halde bu derece TESLİMİYETÇİ
bir RUH HALİNE BÜRÜNEN veya büründürülen başka bir devlet örneği hatırlamıyorum.

Asıl mesele şu: Biz HANGİ SAVAŞTA MAĞLUP olduk da bugün bu tabloyu izliyoruz?”







Alıntı

Address

Golbası
06830

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 09:00 - 17:00
Sunday 09:00 - 17:00

Telephone

5355673077

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Gölbaşının Sesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Gölbaşının Sesi:

Shortcuts

Share