11/08/2026
Ülke gündemimiz Öcalan açılımıyla ve sonucunda getirilmesi düşünülen AF Yasası ile meşgul olurken, Milli Mücadele döneminde düşmanla işbirliği yaparak Türk Milletini sırtından hançerleyen, Türk topraklarını işgal ettiren ve Türk Milleti'ni yok sayarak kendi çıkarları doğrultusunda hainlik edenleri bile TBMM'de affettik!
Bırakın sokaktaki vatandaşı, tarih ögretmenleri ya da tarihle yakından ilgilenenlerin bile gündeme getirmediği, hatta unuttuğu/unutturulduğu 1938 yılında Atatürk ölüm döşeğindeyden yerine bakan TBMM Başvekili (Başbakan)Celal Bayar tarafından AF Kanunu (Atatürk'ün isteği olduğu belirtilerek) ile hain olarak ilan edilenlerin hepsi af edildi.
Tarihte 150'likler diye geçen bu işbirlikçiler, TBMM tarafından düşmanla işbirliği yapıp, Türk Milletini sırtından hançerlediği için 1924 yılında HAİN ilan edildi ve Lozan anlaşması gereği sürgün edildiler. Bu hainler 1927 yılında Türk Vatandaşlığı'ndan çıkarıldı. 1938 yılında da genel af ile tekrar Türkiye'ye dönüp, vatandaşlığa geçmeleri sağlandı. 1950 yılına kadar da çocukları ve torunlarının devlette görev almamaları yasa ile karar altına alındı.
Bu olay tarihin belki de en derin izlerini bırakan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin geçmişiyle birlikte geleceğini de etkileyebilecek olmasına rağmen kimse konuyu anlatmıyor. Anlatanda çok cılız kalıyor böylelikle bu konu unutuluyor. Zira, bu 150'likler (aslında tespit edilen 1000 kişi) düşmanla işbirliği yapmış, TBMM hain demiş, Türk vatandaşlığından çıkarmış ve sürgüne göndermiş. Bunlar 1938 yılında geri döndüklerinde Atatürk ve Cumhuriyet devletine düşman olarak bakmamışlarmıdır? Kin ve öfke kusmamışlarmıdır? Sinsi planlar yapmamışlarmıdır? Yine milli mücadele döneminde olduğu gibi düşmanla işbirliği yapmamışlarmıdır?Hiç sanmam, işte bu etnik ırkçılar ve dinsel bölücüler bugünde aynı amacla Türk Devleti ve Türk Milleti düşmanıdırlar.
Bugün PKK...ve diğer uzantılarının kurucusu/işbirlikçisi olan Öcalan ve avanesine de bir af sözkonusu olarak TBMM'de kararlar alınıyor, yasalaştırılmaya çalışılıyor.
Yaklaşık 50 yıldan beri Türk Milletini ve Türk Devletini yaptıkları terör eylemleri ile sosyal, kültürel ve ekonomik olarak olumsuz etkileyen bu gücü bertaraf etmenin yolu nedir? diye sorsam çoğumuz silahlı çözümü önerirken, Türk vatandaşlığından çıkarılsın, Sürgün edilsin hatta idam yeniden gelerek gereği yapılsın! gibi düşüncelerimizi kolaylıkla paylaşırız.
Ancak, görülüyor ki, bu konunun uluslararası bağı da var. Terör örgütü elebaşı Öcalan yakalandığında neden idam edilmediği de ortadadır.
Türk Devleti ve Türk Milleti olarak halen Bağımsızlık mücadelesi verirken sömürge ülkelerinin işgallerinden kurtulmak o kadar kolay olmadığı da belli. İşgal deyince sadece toprak işgallerini anlatmıyorum. Türkçe'nin işgali, Ekonominin işgali, Kültürel işgal...gibi işgaller toprak işgalinden daha da zor ve etkili olanıdır. Ancak, bu konu da sömürge ülkeleri kısmen başarılı olmuştur. Toprağımızı silahla işgal etmeye kalksalar kolay değil, zira Türk Milleti'nin her bir ferdi bu duruma DUR der.
Ancak, sömürge ülkeleri ve işbirlikçileri; sinsi planlarıyla, önce bu milletin özgüvenini yok etme, Türkçesini bozup kültürünü ve tarihini erozyona uğratma, yaşam koşullarını ağırlaştırıp sadece karın tokluğunu veya bencilce yaşamı düşünebilecek ezber sistemini yerleştirme faaliyetleri gibi Psikolojik Harp Tekniklerinde kısmet başarılı olmuşlardır.
Bugün sanal alemde birçok tepki olmasına rağmen TBMM'de milletvekilleri tarafından çıkarılmaya çalışılan AF YASASI karşısında "şaşkınlık ve bilinmezlikle" takip edilmesi bunun sonucudur.
Herkes aynı zamanda bu terör meselesinin çözülmesini isterken, yöntemi konusunda oluşan tartışmalarda ülkemizin bütünlüğünün, milletimizin birliğinin, dirliğinin kaybolacağı endişesini taşıyor. Bana göre de bu endişeyi taşımak için haklı payları var.
Çünkü, genetik olarak kodlanmış olan etnik ırkçılar ve dinsel bölücüler amaçlarından dönmezler. Çünkü, genetik şifreleri buna izin vermez. Bu teröre sempati duyan veya pasif etkilenen kitleye yön vermek mümkün olabilir. Riskli, ancak bu da bir kazanım olacaktır.
Tabi ki, müstakil olarak güçlü devlet, güçlü millet duruşumuzla artıları olacaktır. Sonucunda bu terör belasından yılmayan yok, yorulmayan yok ve çözümünü istemeyen yok. Madem silahla 50 yıla yakın süreden beri çözülmedi yeni mücadele yöntemlerinin ortaya çıkması beni şaşırtmıyor. Zira, 1938 yılında yine bu TBMM'de çıkarılan yasa ile Hainler af edildi ve hainlikleri ortadan kalktı ve bunların çocukları, torunları da 1950 yılından sonra devlette görev almaya başladılar.
Şimdi, Türk Milletinin birliğini, dirliğini, ülkemizin bütünlüğünü düşünen bizler adına karar alan TBMM'deki çoğun milletvekilleri ezberlerimizi bozmaya da devam ediyor. Toplumsal olarak sorgulama yeteneğimizi yeniden kazanıyoruz. Görünmeyen yönleriyle bu önemli kazanım düşün alanımızda birçok tabuyu da yıkacak, ezber olan tabulaşmış ne kadar toplumsal duruş varsa da onları da etkileyecektir. Onun için konunun olumsuz ve olumlu yönlerini de görmeye çalışıyorum.
Umutlarım var ancak soru işaretlerimde var!
Türk Milleti ve Türk Devleti olarak bütünlüğümüzün bozulma ihtimali endişelerininde giderilmesi gerekiyor. Bunu da sağlayacak olan bu projenin uygulanmasına karar verenlerdir.
Sonucunda sokaktaki bir vatandaş olarak düşüncelerimi anlatmaya çalıştım. Malesef hafızamız zayıf ya da zayıf düşürülüyor. 1938 yılında af edilen hainler olan 150'likler konusu her dönem gündemde olsa idi, bugün TBMM'deki milletvekilleri böyle bir Af konusunu gündemlerine alamazlardı. Bir "sarı öküz" hikayesi var ya, onun gibi işte. Sarı Öküzü vermişiz ve 150'likler hiç gündeme gelmemiş, gençler bilmiyor, okullarda okutulmamış, siyasette konuşulmamış...Bu tarihi olay yok sayılabiliyor ise, birçok konu gelecekte de yok sayılma ihtimali vardır.
Onun için tarihimizle birlikte hafızalarımızı sürekli diri ve güncel tutmak zorundayız. Geçmişten ders almasını bilmeliyiz. Hele de güzel Türkçemizi (özellikle Anadolu Türkçesi) korumalıyız. Bunlar bizim hafızalarımız, birikimlerimiz ve geleceğimizi inşa eden kültür yapımızdır.
Biz gazeteciler olarak ne yapabiliriz ki, böyle yazarak düşüncelerimizi paylaşmaktan öte, bazı hatırlatmalar ile toplumsal bilince katkı sunabilirsek ne mutlu bizlere, karınca misali elimizden gelen budur. Gerisi Türk devletine ve Türk milletine güvenmektir. Güvenmeye devam edeceğiz.
Saygılarımla
Bayram Türkmez
11 Ağustos 2026